Mart ayında kulubümüz "USTALARA SAYGI KUŞAĞI" kapsamında mart ayının başında rock müziğinin ustası "CEM KARACA" yı anma günü düzenledi. Cem Karaca'nın hayatını konu alan bir slayt gösterisiminden sonra Müzik yazarı-eleştirmen sayın"ORHAN KAHYAOĞLU" Cem Karaca ve rock müziği konulu güzel bir panel verdi.


Çok erken bir veda
bu; hala çok aktif biriydi Cem Karaca ve daha yapacağı bir dolu şey vardı:
Projeler, albümler, konserler
Ama hayat bu, insana çok az seçme şansı veriyor
işte. "Resimdeki Gözyaşları"nın, "Dadaloğlu"nun, "Kavga"nın, "Tamirci Çırağı"nın
yaratıcısı artık yok ve eksikliği kolay kolay da telefi edilecek bir şey değil.
Tıpkı Barış Manço'da, tıpkı Fikret Kızılok'ta olduğu gibi. Tek tesellimiz
şarkılar. Koca bir ömrün adandığı şarkılar.
Türk popunun en aykırı en taviz vermez isimlerinin başında geldi Cem Karaca.
Müzik piyasamızın sağlam standartlara oturması için elinden geleni ardına
koymadı. Gördüğü her başı bozukluğu anında protesto etti, karşısında durdu.
Belki de Cem Karaca ve benzerleri olmasa, bugünkü çapta bir müzik piyasasına hiç
sahip olmayacaktık. Müziğe girişi çok daha erken bir tarihte olmasına rağmen,
Cem Karaca'nın adı yaygın bir şekilde 1967 yılında Hürriyet'in düzenlediği Altın
Mikrofon yarışması ile birlikte duyuldu.
Cem Karaca ve grubu Apaşlar, o yılki yarışmada "Emrah" ile ikinciliği elde
etmişlerdi. Cem Karaca'nın; yapımcıların, firma sahiplerinin, radyoların
bildiklerini okuma tavırlarına teslim olmayacağı da hemen işin başında ve
"Emrah" nedeniyle gözler önüne serildi.
Sanatçı, "Emrah"ın radyolarda fazla çalınmaması üzerine düşündüklerini bir bir
yazmış ve yayınlanması için de, dönemin en kayda değer platformu olan
Milliyet'in Müzik Klübü'ne göndermişti. Müzik Klübü'nün başında olan Doğan Şener
de, tıpkı Cem Karaca gibi sağlıklı işleyecek bir müzik piyasasının oluşması için
gayret göstermekteydi ve bu nedenle de Karaca'nın mektubunu derhal yayınladı.
10 Ekim 1967 tarihinde "Cem Karaca'dan Açık Mektup" başlığı ile yayınlanan bu
yazıda, Karaca; İstanbul Radyosu ile sıkı ilişkileri olan Fecri Ebcioğlu ve
Sezen Cumhur Önal'ı kastederek; kimi söz yazarlarının "Türkçe söz yazılmış
yabancı şarkılar"ı özel olarak kolladığını ve özgün şarkılara pek itibar
etmediklerini söylüyordu: "Önce merhaba! Sonra da bir avuç dertleşme, söyleşme,
dostça... TRT DJ'lerinin "Emrah"ı yalnızca dört defa çalıp, "Hudey" ve
"Karacaoğlan"ı hiç çalmamaları üzerine.
Yabancı parçalara uydurma ve hiçbir değeri olmayan bir takım sözlerin yazılması
ve bunların TRT listelerinde kurulmuş bir tekelleşmenin direkt etkisi sonucu
yerleşip kalması ve biz Ulusal Türk Müziği diye çırpınırken, "iki yabanji" gibi
sözlerle güzel Türkçemizin bile yabanji'leştirilmesi çok ilginç..." Bu mektuba,
o zamanlar yalnızca İstanbul Radyosu'nun yapımcılarından Engin Arman cevap
vermiş ve başkalarından hiç ses çıkmamış olmasına rağmen, kısa bir zaman sonra
"Emrah" ve benzeri şarkıların radyolardan daha çok duyulması nedeniyle Cem
Karaca'nın protestosunun yerini bulmuş olduğu anlaşıldı. Her şeyi oluruna
bırakmak bir çözüm değildi ve işte Cem Karaca'nın bu tavrı ile bunu herkes de
görmüştü.
BU SON OLSUN
Sonraki yıllarda, Türk popu Cem Karaca'sız hiç olmadı. Plaklar arka arkaya çıktı
ve her plak ya da şarkı ile Cem Karaca'ya bağlananların sayısı arttı. Her
konserinin başında tekrarladığı "Merhaba gençler ve her zaman genç kalanlar"
cümlesi büyük çoğunluğun ağzında bir slogan haline geldi ve şarkıcının yalnızca
bir müzisyen olarak değil bir "bilge kişi" olarak da bağırlara basılmasını
sağladı.
12 Eylül günlerinin mecburi Almanya ikameti bile Cem Karaca'ya duyulan sevgi ve
hayranlığı yok edemedi. Döndüğünde bir parça yorgun, bayağı kafası karışıktı ama
yıllar sonra memlekete dönülmüş olmasının şaşkınlığı atlatıldıktan sonra her şey
de yerli yerine oturacaktı. Oturdu da.
Her zaman "daha aydınlık, daha özgür" bir dünya düşlemişti sanatçı ve hala da
aynı özlemle yanıp tutuşmaktaydı. Cem Karaca üzerinde bir "Özal etkisi" arayıp
bulma konusunda tez gönüllü davranmış olanlar, çok sonra mahçup olmak durumunda
kalacaktı.
Yerinden yurdundan yıllarca sürülmüş durumda yaşamanın ne olduğunu hiç bilememiş
olanlar Cem Karaca ve benzerlerini hiçbir zaman anlayamayacak, "ne ve nasıl
olursa olsun" çocukluğuna gençliğine dönebilmenin altında başka şeyler
arayacaktı.
Arayacak ama bulamayacaktı. Çünkü Cem Karaca, döndükten sonra da müzisyenliğini
konuşturmuş ve işe kaldığı yerden devam etmişti. Türk popunun en güzel üç
şarkısından biri olan "Resimdeki Gözyaşları" köprü vazifesini görecek ve
yalnızlıktan sıkıntıdan kavrulan genç kuşağa da Cem Karaca ismini
ezberletecekti.
Cem Karaca'yı kaybettik. Ama Cem Karaca ve benzeri isimleri hiçbir zaman
"temelli" kaybetmek diye bir şey bahis konusu olmayacak. Şarkılar her zaman her
yerde çınlayacak. Çınladıkça da, "O bizimle" hissine kapılacak ve şarkılara
eşlik etmeyi sürdüreceğiz.
Bulursanız kaçırmayın:
Emrah - Hürriyet - 45'lik
Resimdeki Gözyaşları - Türkofon - 45'lik
Bu Son Olsun - Türküola - 45'lik
Dadaloğlu - Türkofon - 45'lik
Tamirci Çırağı - Yavukz - 45'lik
Yoksulluk Kader Olamaz - Yavuz - CD
The Best Of 1, 2, 3, 4, 5 - Yavuz - CD
Bir Cem Karaca Kitabı / Gökhan Aya - Ada - Kitap
Naim Dilmener
dilmener@superonline.com